Hoş geldin – hoş geldiniz.

Eski çağlardan kalan dil, genellikle küçük yerlerde karşıma çıkıyor. Ve her seferinde gelişmiş bir düşünce akışını unutmuş olmanın acısını yaşıyorum. Atalarımız bizden asırlar önceden beri düşünmüşler ve laf olsun diye de aktarmamışlar. Atlarda dilde hep bir anlam aktarması yapmışlar. Oysa günümüz dili ile içinde bulunduğu çağa uygun, post ta modern bir duruş sergilemektedir. Bunu bir eleştiri amacıyla söylemiyorum. Çünkü zamanın bir ruhu olduğuna ve bu ruhun  tüm muhafazakar karşı gelişlere rağmen yoluna devam ettiğine inanırım.

Boşluğun; fırtınanın kendi kendine sitemini duyması ile başlayan kültür hayatımızda, su – güneş aşkı bir denge olarak devam etmektedir. Güneşin kötü şeyler düşünen ve yaşayan karısından kaçıp, onu çağırmaya gelen oğullarını kovarak bize huzursuzluğu emanet ettiğinden beri sürmektedir iyiye yaklaşıp huzursuzluklarla yaşama hikayemiz.

O  var oluş  efsanesi binlerce yıllardan beri vardır. Fakat başlayan hiçbir şey bitmediği gibi, oda yıllar sonra gelip tüm tek tanrılı dinlerin baskıcı  ve yok edici tonuna rağmen yeniden dimağımızda yer buldu. Ordaan baktığımızda dilimizin ne doyurucu güzellikleri ve kökleri olduğunu daha çok anlıyoruz.  Örneğin  Hane’ nin sahibi “iye” nin bizim iyelik eki olarak dilimizde rağmen yer bulduğunu anlıyoruz.

Yine kim bilir hangi atalarımızdan beri sürmekte olan “hoş geldin” söylemidir. Vanda deprem için Psikolojik Yardım için gittiğimde, dönüşe yakın bir eski halı satan dükkana uğradım. Hoşgeldin dedi dükkancı. Eski bir Türkmen, Hoş beş, halı sormadan sonra dükkandan çıkarken tüm batılılığımla kolay gelsin dedim, hep yaptığım içi bence dolu sıradanlığımla. “Hoş geldin”  dedi dükkancı ben güle güle yada bay bay gibi bir şey beklerken. İstanbul dönüşüm bunu düşünmek ile geçti. Çok basit duran bir karşılama, güle güle ile kapanmamıştı. Çarpan ve sarsan geldin fakat  nereye gittiğini sanıyorsun derinliğine dönmüştü.   Sahi gelmek tercihimde artık bir daha gitsem belki bulamayacağım o yaşlı Türkmen artık hayatımın içinden biri olmuştu. Bende onun, kim bilir kaç sohbetin yada kahkahanın yada torununa anlattığı hikayenin içinde geçen bir İstanbulluyum artık ben.

Birinin hayatına giren çıkamadığına göre kimse gidiyor olabilir mi sahi ?

Uzundur klinik Psikologluk yaparım, insan canlısı ile çalışırım. Tüm hikayeler gelir ve unutulmamış hikayeler ve kişiler üzerine kilitlenir, gelmiş ama tamda manzaranın önünde oturan  ve bir türlü bırakamadığı gelenlere dairdir tüm hikayeler.

Eski sevgilidir, çok eski ilk sevgili bazen, üzerine onca sevgili  kadın/koca gelmiştir hayatına, oysa manzarada ki  orda duran ilke dayamıştır gözünü. Yada manzaranın merkezinde duran bir tacizci baba, yada bir yabancı gelen varır. Korkuyla aradan geçi veren yıllara onu bir daha gözlerinin görmemesine rağmen manzaradaki korkudan çıkamamaktadır meydana.

Gelen gidememektedir.

Unutmayın gidecekseniz az öteye, manzarayı kapatmayın, bir parça saygı duyun hayatına geldiğinize, kirli ayakkabılarınızla, kirlerinizle girmeyin içeriye. İçerde hoyratça davranmayın, o evin kurallarını anlayın. Kalmayacaksanız, bari özür dilerim, yanlış geldim deyip çıkıverin, anlatılan şaşkın biri olun yeter.  Hoyratça evin kurallarını belirlemeye kalkmayın, onun hakkında ileri geri konuşmayın, düzenini bozmayın. Kalmayacaksınız, çorba hazırlamasına izin vermeyin, bir yolluk yeterli.

Kalacaksanız eğer niyetinizi açık edin, uğraştırmayın onu, ve zorlamayın, bırakın düşünsün sizi, sizin odanızı hazırlasın, banyoya sizin için havlu koysun, mutfakta yer açsın, belki yatağının  yattığı köşesini size verebilme yüceliğini bile düşünsün. Bu ne büyük hediyedir.

Bir terlik koyar bakarsınız, siz alışana kadar. Evinde sizinle olmaya karar verirse o vakit yeniden yaparsınız alış verişlerinizi  ve uzun bir yeniden hikayeniz olur. Ama sakın  onun kendine ait odasına ve gizlerine misafir olmaya kalkmayın, bırakın kendi bahar bahçeleri olsun onun, elbet de sizinde.

Unutmayın onun kim olduğu önemli değil, bir bakkal, iş arkadaşı, bir kitap karakteri yada ailenden biri.

Ve yine unutmayın ki manzarada ki size zor  olanları  hafif yana çekinki yeni gelenleri ve yaşamı kaçırmayasınız.

Ondandır, birinin hayatından çıkamayacaksınız, bari etrafı dağıtmadan uzaklaşın oralardan.

Hoş geldin – Hoşgeldiniz.

Cafer Çataloluk  /27.12.2012 /10:02 /Nişantaşı