Cafer Çataloluk ile aile üzerine söyleşi

 

ÜMİTZEYNEP KAYABAŞ-Erkek eğitim aşamasından geçse de taklitçi bir misyonu üstleniyor ezberlediği babasının rolünü kendi ailesinde de uyguluyor ve zincirleme huzursuzluk (sorunlar – şiddet vs) devam ediyor. Ve Türk aile yapısı her geçen gün çöküntüye doğru gidiyor. Bu çöküntü nasıl durdurulabilir? Günümüz ve geçmiş aile yapıları arasında ne kadar fark vardır? 
CAFER ÇATALOK: “Burada çöküntü mü vardır yoksa olan bir değişim hali midir?” bence burası net değildir. Çökmesinden söz etmek için erkek egemen, evi bir büyük kadını yönettiği, bireyselliğin desteklenmediği, kadının hiçselleştirildiği sistemse; “O zaman çökmemeli mi? diye sormak lazımdır diye düşünürüm. Çökmekten kasıt, sistemin özellikle çeşitli manüpülasyonlarla kaosa sürüklenmesiyse o zaman daha çok çökmek kavramına yakın dururum. Ama sorum gene havada durur. Gerçekten çökmekte midir.?
Ü.K Çöküntü sorusunu şöyle düzeltelim. Aile de iç çöküntü yaşanıyor mu ?
C.Ç: Aslında soruya önce çöküntüyle başladığımızda temel ilk sorunum; sahiden aile çöküyor mu? bundan çok emin değilim. Yani daha muhafazakar ve daha kapalı bir aile iken daha mı sağlıklıydı? bu soruya cevap vermek zor... Kültürel geçişlilik sürecinde genel ve hızlı bir geçiş yaşıyoruz. Özellikle kitle iletişim araçları ile aile içinde yoğun bir dalgalanma var ama bu çöküntüden çok bence yeni durumla baş etmekte zorlanan yada bu duruma hazırlıklı olmayan ebeveynlerin uyum sağlayamaması ile ilgili...
M.Ö 500’lere ait hatırladığım bir yazıtta da bu günkü söylediklerimizin aynısı söylenmiş ve aile çöküyor denmiş. Ardan 2500 yıl geçtiğinde aynı şeyi söylemeye devam ediyorsak sanırım buradaki değişim karşısında kendi iç dengemizi korumaya yönelik bir savunma halimiz bu. Burada bir çalkalanma olduğunu kabul etmek gerekir. Eskiden siyah beyaz zamanlarda anne ve babanın baş etmesi gereken durum şimdikinden daha kolaydı. Sistemlerin; özellikle aile sisteminin en temel özelliklerinden biri esnek olmaktır. Aile sistemi değişimler karşısında ne kadar katı durursa önce çevreden ardından kendi üyelerinden kopmaya başlıyor. Başarılı bir aile; kendi iç değerleri ile çevrenin ve toplumun değişen değerleri arasında bir denge oluşturur. Ve çocukları da bu doğrultuda yetiştirir. Eğer bu değişimi görmezden gelirse; bu sefer çocuklar sokakta, okulda, tv de vb başka şeylerle karşılaşırlar ya cesaret edip bunları denerler. Yada daha içe kapanarak çevreleriyle aralarında farkın büyümesine izin verirler… Örneğin; Almanya’da ki aileleri ve Türk çocuklarını düşünün. Almanya’nın zencileri gibidirler. Çünkü; ailede kendilerine sunulan değerler ile içinde bulundukları değerler çatışma halindedir ve durum gerçekten pek iyi değildir. Türkiye’deki aileler Almanya’da ki ailelerden daha çağdaş ve değişime daha açıktırlar. Bir arada yaşarız, farklı etnik ve mezhep, din farklarına karşın ama Almanya’da, iki Türk kasabasından girmiş veya iki farklı mezhep arasında bile büyük çatışma vardır...
Sonuç olarak; ailede bir çökme değil zorunlu bir dönüşüm vardır. Buradaki bence temel tehdit özellikle kitle iletişim araçlarında sunulan ve cazip duran aile deneyimlerine aile yapımızın hazır olmaması yada öyle olmak zorunda kalmaması… Ailemiz kendi kültürel aidiyetini kaybetmeden yeni duruma uyum sağlamalıdır. Çağdaşlaşmak yok oluş yerine daha eşit ve dengeli ve sağlıklı bir aile sistemi üretmektir…
Ü.K- Anne aile içinde büyük sorunlar yaşamaktadır. Bu bazen şiddet boyutuna doğru da uzanır ama gerek toplumsal baskı gerekse ekonomik özgürlüğün olmaması onu şiddet gördüğü ortamda kalmaya mecbur eder. Bir çok negatif şeyleri bire bir yaşadığı halde (ailenin geçimini yüklenmeyen bir eş, çocuklarının her türlü bakımını omuzlarında taşıması, bununla beraber hak etmediği şiddet, büyüklerin aile ortamına müdahalesi) kendi çocuklarına ideal aile tipini vermez . Hatta çocuklarının kurduğu yuvaya kendisi de müdahale eder. Zaman çekilmiş olan acıyı unutturduğu için mi anne bu şekil davranır? Yoksa şartlanmış bir beyinle mi hareket eder? Anne neden bu rolü seçer? 
C.Ç- Anneler ideali veremezler. Verebileceklerini verebilirler. O da onların kendi açmazlarıyla daha çok bağlantılıdır. Başka türlü davranmayı bilseler, belki öyle davranmayacaklarıdır. Kadın da, kendisini yetiştiren anne- babası ve sistemdeki rolleriyle özdeşleşir. Kendisine şiddet uygulananlar daha çok şiddet uygulamaya meyilli olurlar. Şiddet görmüş kişinin eşi, şiddet uygulamayan bir adam olsa dahi kimi durumlarda onu şiddeti uygular konuma taşıyabilmektedir. Çünkü mantığı tersini söylese de psikolojik yapılanmasıyla bunu yapmış bulur kendini.
Ü.K-Gürültülü bir aile yapımız var “suların durulması” ilerleyen yaşlarda oluyor. O döneme kadar sağlıksız yuvalarda yetişiyor çocuklar. Yaşın evlilik için kısaca önemini izah eder misiniz? 
C.Ç-Olgunlaşmak, yada olmak en önemli haldir aslında, olgunlaşmayan tohum yeni bir ürün vermez. “ Olgunlaşmayan meyve acı olur yenmez” bu yüzden evlilikte mutlaka bireyin kendini ve ne istediğini bildiği sorumluluk yaşı olmalı. Yoksa dediğiniz sakıncalar mutlaka var. Tamamlanmamış bir kadınlık; tamamlanmamış bir anneliği getiriyor ve bu zamanla düzelmiyor Aslında zamanla eksik haliyle, çocuk annenin çocuğu da ihtiyacı olan ilgi, yakınlık, yol göstericiliği almakta zorlanıyor..
Babaların da çocuk baba olarak yapa bilirlikleri ve güzellikleri ile büyük ebeveynlerin yönettiği ve bağımlılıktan çıkmakta zorlanan aileler ve çocuklar oluşuyor. Çocuklar evcilik oynamalıdır bence...Bunu uzun yıllara dayanan deneyimlerimle söylüyorum...
Ü.K- Kadın yuvasına daha düşkündür. Erkek aileyi daha çok yıpratıyor diyebilir miyiz? (vurdum duymaz tavırları ile) 
C.Ç-Aslında böyle bir şey söylenemez. Bu daha çok bizim var saydığımız bir durum. Aile içi ilişki dinamikleri, bireylerin erginlik yada olgunluk düzeyi bunda etken… Kimi ailede anne, kimisinde de baba bu rolü daha çok taşıyor görüntüsü vardır... Kadın böyle olması konusunda eğitilmiş ve o rolü almaya çalışırken "yuvayı dişi kuş yapar" gibi. 
Erkek; daha sert ve aileyi korumak rolüne sıkışmış durumdadır. Çocuklar babayla korkutulur halen bir çok ailede; babada rolünü yapmaya çalışır... Ama temelde kültürel özellikle ataerkil duruşta; anne daha bağlı dururken baba daha uzak durmaktadır. Genelde boşanma sonrası çocukları anne alır. Babalarda seyrekleşerek büyük oranda çocuklarla bağlarını seyreltirler..
Ü.K: Aile geçimini üstlenmeyen erkeler çoğunlukta. Buna bağlı olarak yıpratan erkek mi ?
C.Ç- İnsanın kadın olsun erkek olsun temel olarak kendini gerçekleştirmek ve takdir edilme isteği var. Eğer erkek çalışmazsa, kendini gerçekleştirememenin de sıkışmışlığıyla geren bir durumda davranabilir.
Ü.K-O erkek ki yuva kurana kadar; kadını en güzel kelimelerle süsler ve aşkı çoğu defa dizelere geçer . Yuva kurulduğunda erkekler kadına farklı bir platformda ( hakaret , davranışlara tahammülsüzlük vb. gibi ) yaklaşır bunun tabanında ne yatmaktadır? Hayal kırıklığı mı? Erkeğin aradığı ne ?
C.Ç- Kadında, erkekte “aşkın yada arzunun” dayatması ile ellerinden geldiğince özenle ve sevgi ile davranırlar… Aslında kabul etmekte zorlanacakları durumları bile görmezden gelir, zamanla değişir, “ben onu ikna ederim” diye bakarlar. Oysa evlilikle beraber birbirlerinin gerçekleriyle yüzleştiklerinde kendi gerçek halleri de ortaya çıkar... Sorun çözmek konusunda yada kendini aktarmak konusunda da yeterince becerikli olmadıklarından; erkek en kolay yol olarak şiddeti seçer. Erkekte bu “kaba kuvvet”, kadında bu “sözel yada duygusal” şiddet olarak ortaya çıkar. 
Kendini tamamlamış erkekler bir eş arar…Tamamlamış erkek ve kadınlar ise bir sığınak, tarih boyunca var olanı, devam, statü, anne babasından koparak iç ve dış bağımsızlığını oluşturma ve erkekliğini ve kadınlığını bu çatı altında resmi cinsellikle ifadeyi vb. ararlar. Kendini tamamlamış kadınlarda bir eş arar…
Ü.K-Mantık evliliği mi, yoksa duyguların hakim olduğu evlilikte mi sorunlar daha azdır? 
C.Ç- İdeal aile ütopyadır. İdeal toplum gibi. Ancak hazır oluşlukları ve içsel gelişmeleri, kendini ve ötekini kabul ederek ilişkiye girme ile ideal olana yaklaşılır. İlişkide ayrılıp ayrılmama çocuğun hatırından çocuk bireylerin hazır olup olmamalarıyla ilgilidir. Çünkü sorunlu bir evliliktense sağlıklı bir ayrılık daha iyidir. Mutsuz ve sorunlu ebeveynler sağlıklı çocuklar yetiştirmekte çok zorlanırlar...
Ü.K- Anlaşamayan çiftler ayrılığa gitmeli mi? Bu evreyi açır mısınız biraz? 
C.Ç-Ayrılmalar karşılıklı olarak çocuğu alarak diğerini cezalandırma, çocuk kanalıyla onu kontrol etme, hayatını takip etme yoluna gidilir. 
Yapılması gereken “anne ve babanın kendilerinden kaynaklı sebeplerle ayrılmaya karar verdiklerini çocuğa birlikte aktarmalarıdır”. (çünkü çoğunluk çocuk kendini onların ayrılmalarında suçlu bulur ve bu onun duygu ve davranışlarını olumsuz etkiler). Ondan sonra baba ile ilişkisini babayla çözmesini, anneyle sorunlarını anneyle çözmesine çocuğu cesaretlendirmeleri ve yönlendirmeleridir. Bir diğer noktaysa anne de, baba da kendi ailelerinin çocuk üzerinden ötekine dair duruşlarını ve tavır alışlarını engellemeye çalışmalarıdır. Çocuk her ikisinin de kendini sevdiğini ve istediğini bilmeli.. Kadın kocasına, adam karısına öfkeli olabilir ama bu çocuğu ilgilendiren ve taraf olacağı bir durum değildir. Onun annesi kötülenirse çocuk annesi ile ilgili olarak hastalıklı bir algı yaşar babası için olunca babası için. Kötü olan bu süreç başlarsa genelde durmaz. Kadın erkeği , erkek kadını suçlar durur. Olan çocuğun anne ve babalık algısına olur ...
Sonuç olarak bir psikolog olarak tarafsız olmayı tercih ederim. Ama genel sisteme baktığımda kuşaklar boyu aktarılan hastalıklı rol algılarından özellikle erkek egemen duruş kadını mağdur duruma sokmaktadır. Kadında mağdurluk rolünden çıkmaya yanaşmakta zorlanmaktadır. Mağdurluk genelde bedeninde hastalıklarla karşılığını bulmaktadır. Bel ağrısı, gastrit, baş ağrıları vb. bu anlamda kadın güçlendirilmeli ve bir birey olarak kişilik gelişimi desteklenmelidir. Unutulmamalıdır ki bir odada biri huzursuz ise diğerinin huzurlu olması beklenemez aynı veya benzeri sıkıntıları erkeklerde göstermektedir. Kadınlarında erkeklerinde ruh sağlığı için kadınlar desteklenmelidir. Bu destek ekonomik bağımsızlıktan tutunda kendi değerini fark etmesine kadar bir sürü desteği içermektedir. Çocuklar ise yangın olan yerde yanan fidan gibidir. Yangın sönmeden sağlıklı büyümesi zordur.
bhd.haber.com  /  http://forum.mevsimsiz.net/index.php?showtopic=6559